Yaşamın Acı Tatları

Hayat öyle garip ki öğretileri sürekli değişiyor. Seni alta doğru çekmeye çalıştığını düşünürken bir bakıyorsun ki sana yaşattığı seni birkaç basamağı birden çıkarmış. Acı çekmeden olgunlaşamazsın dedikleri bu olsa gerek.

Acı demek yerine yaşadıklarına bir ağacın meyve verebilmesi için suya, güneşe olan ihtiyacı gibi ihtiyaç demek daha mantıklı gelmeye başladı bana ve bunu zamanında kullanmalısın. Ağaç dedik madem öyle devam edelim. Mesela ağaç fideyken suya çok ihtiyaç duyar büyüyebilmek için ona su vermez yoğun güneşe maruz bırakırsan kurur. Meyve vermek için çiçek açtığında susuz kalıp güneş ister o zaman tutup ağaca su verirsen çiçeklerini döker. Meyvesi oluşurken hem suyu hem güneşi fazla verirsen bu defa da meyvenin vaktinden önce olgunlaşıp içinin geçmesine neden olursun daha dalındayken bozulur. Meyvesini yiyebilmek için her ihtiyacını zamanında karşılamaya çalışırız.

Biz insanlar da öyleyiz aslında. Başımıza gelen bir olayın acısını vaktinde yaşamazsak ileri zamanda bizden daha büyüğünü almaya çalışır bizi yaşarken öldürerek. Çok sevdiğimiz birini kaybettik diyelim üzüntümüzü bastırarak mutluymuşuz gibi davrandığımızda bir zaman sonra nefes alamamaya başlarız. Biz ne olduğunu anlayamadan bilinçaltımız bizi bir astım hastasına dönüştürmüştür veya sevdiğimiz birinin sözleri bize yaptığı haksızlıkları karşısında ona kıyamayıp kelimelerimizi boğazımıza düğümlemişiz, konuşmamışızdır. Bilinçaltı konuşursak sevdiğimiz kişiyi kırarız diye yuttuğumuz kelimelerimizi bize tiroit de nodül ve arkasından kanser olarak sunmuştur vs. vs.

Şimdi anlıyorum ki her ne yaşarsan yaşa ve her kim olursa olsun ne yaşanan olay ne de karşındaki kişi senden kıymetli değil. Eğer gerçekten kıymet veriyorsan her şeyi zamanında yaşamalı ve yaşatmalısın. Aşkı, sevgiyi, nefreti, vefayı, vedayı, huzuru... Vakti geçmeden, kıymeti bitmeden.


Yorum Gönder

0 Yorumlar